13 Temmuz 2013 Cumartesi

Kent ve doğa hakkı kapsamında Akyaka özelleştirmesi

Aslında tüm Türkiye gibi Akyaka halkı da konuyu “Akyaka’ya 8 Kat TOKİ ” başlıklı haber ile  öğrendi. 19 Haziran günüydü.

Geldiğimiz noktada ise medyadaki haberlere, idare tarafından yapılan açıklamalara baktığımız da konunun 2 kat mı? 6 kat mı? 8 kat mı ? tartışmasından öteye geçmediğini, esas gerçekliği bir türlü yakalayamadığımızı düşünüyorum.

Oysa meselenin özü çok basit... Hazine arazisi olan 19300 m2’lik zeytinliğe zaten konut imar alanında iken özelleştirme kapsamında yeni bir imar planı uygulaması yapılmış, zaten konut imar alanında olan bu araziye yine 2 kat imar izni verilmiş..

Israrla tekrar ediyoruz; Plandaki “Binalar cephesinin olduğu yoldan kot alır” ibaresi…. Bu ibare sebebi ile tek başına, bir yandan 2 katlı diğer yandan çok katlı ( Artık sadece çok katlı ibaresini kullanmayı tercih ediyorum çünkü gerçek kat sayısı mahkeme tarafından arazi üzerinde yapılacak uzman bilirkişi raporu ile tespit edilecek) görünen yapıların yapılmasının mümkün olacağı… Planın, mevcut yapılaşma oranlarını arttıracağı… Emsal teşkil ederek Akyaka’nın betonlaşmasının önünü açacağı…

Çevre Kanunu gereğince; ÖİB’nın Özel Çevre Koruma Bölgelerinde özelleştirme kararı alarak imar uygulaması yapma yetkisinin olmadığı….

Bu planın her türlü hukuki boyutu yapılacak yargılama da tartışılacak bir hüküm-sonuç ortaya çıkacaktır.

Belki ÖİB tarafından tüm ön çalışmaları, jeolojik etüdler  yapılmış ve böylece kararlar alınmıştır. Belki de asla TOKİ tarzı Akyaka’nın yerel mimari özelliklerini bozan  beton yığınları inşa edilmeyecektir. Neticede hiçbir şey henüz halkla paylaşılmamıştır. Belki…Belki…Belki…

Oysa görmeyi kaçırdığımız nokta; Bu hazine arazisinin hangi şekil ve koşullarda yapılaşmaya açılacağı değil niçin özelleştirilerek yapılaşmaya açıldığı, böyle bir ihtiyaç ve gerekliliğin nasıl doğduğu?

Özelleştirme, zarar eden kamu kurumlarının devlet üzerinde oluşturduğu yükü kaldırmak değil miydi? Atıl, amacından uzaklaşmış kurumları satarak devleti bu hantal yapılardan kurtarmak değil miydi? Devlet sosyal politikalar üretsin, üretim özel sektöre bırakılsın anlayışı değil miydi? Hazine arazilerinin imara açılmasının amacı gecekondulaşmayı önleme, kentsel dönüşümü sağlama, kentleşme adına yeni yaşam alanlarının oluşturulması değil miydi? Özelleştirilme kavramı bu kamusal ihtiyaçlardan doğmamış mıydı?
O halde;  Akyaka gibi bir Özel Çevre Koruma Bölgesinde, Cittaslow olmayı tercih etmiş , yerel mimarisi ve doğal dokusu ile kendisine ait kimlik oluşturmuş bir kentte, sadece 19 dönümlük bir hazine arazisini özelleştirerek, yapılaşmaya açmak  niye?  Kim alacak bu araziyi? Üzerinde ne yapacak? Hangi amaçla kullanılacak? Halk, bu özelleştirme kararını niçin bir gazete haberinden öğrendi? Belediye Başkanı basın açıklaması yapmasaydı hiçbir söz hakkımız olmayacak mıydı?  Bunların cevaplarını bilmek halkın hakkı değil mi?

3841 parsel sayılı hazine arazisi şu an statik bir konut alanı iken aktif bir konut alanına dönüştürülmek istenmekte. Üstelik özelleştirilerek…

Peki kimdir bu halk? Akyaka’da yerleşik yaşayan, köklerini buradan alan insanlar mı? Akyaka’ya sonradan yerleşerek kendisini Akyaka’lı hissedenler mi ? Hayatı boyunca Akyaka’ya belki bir kez gelmiş ve bir daha geldiğinde yine aynı güzellikleri görmeyi umarak ayrılanlar mı?  Huzuru, sakinliği, yavaşlığı ve bu doğal güzellikleri yaşamak için her fırsatta Akyaka’yı kendisine durak yapanlar mı?

İşte Akyaka, tüm bu unsurları ile nefes alan, yaşayan, doğayla uyumlu kalmak isteyen bir kent, bunu hatırlayarak çıkmak gerekiyor yola…

Akyaka, sürdürebilir turizm, sürdürülebilir kalkınma hedefleri olan, doğayla irtibatını kesmeden, yavaş kalarak yaşamayı tercih eden bir kent… Açıkçası bindiği dalı kesmek istemeyen bir kent…

Akyakalılar doğayı kısa vadeli kazançlara feda eden imar planları ile yönetilmek istemiyor. Akyakalılar 3841 parsel sayılı hazine arazisinin özelleştirilerek yapılaşmaya açılmasını istemiyor, Akyakalılar bu hazine arazisinin bedelsiz olarak Belediyeye devrini ve halkın istekleri doğrultusunda kullanılmasını talep ediyor. Akyakalılar sürdürülebilir turizm ve kalkınma planlarının yapılmasını, Cittaslow niteliklerinin hem korunmasını hem geliştirilmesini istiyor. Akyakalılar artık kendi gelecekleri ile ilgili alınan kararlara ortak olmak, katılmak istiyor. Zaten Cittaslow bir marka değil halkın katılımını ilke edinen bir organizasyon. Akyakalılar halktır, halk Türkiye….

İşte bu noktada biraz kent ve doğa hakkından bahsetmek gerekiyor. Kent ve Doğa Hakkı bugüne kadar görmezden gelinmiş en temel insan haklarından birisi. Kent Hakkını, “bireyin kentin biçimlendirilmesinde aktif unsur olarak yer alması” olarak özetleyebiliriz. David Harvey, “Kenti değiştirerek kendimizi değiştirmek hakkıdır” diyor kent hakkı için. 1988 yılında imzaladığımız Avrupa Konseyi Yerel Yönetim Özerklik Şartnamesi gereğince hala gereken adımları atabilmiş değiliz. Yani halkın kentin şekillendirilmesine ilişkin süreçlere katılmak  istemesi sadece anayasal değil uluslararası alanda taahhüt edilmiş bir hak. Aslında bazı yasalarda halk katılımına değinilmiş olmasına rağmen bugüne kadar gerek merkezi yönetim gerek yerel yönetimler tarafından uygulanması için hiçbir adım atılmamış,  hep yasalarda, sözlerde kalmış bir hak. Bugüne kadar bir otobüsün güzergahı belirlenirken küçük örneklem gruplarına anket uygulamaktan öteye geçememiş bir hak. Temel insan hakkı olarak kabul edilip, yönetim felsefesi haline gelememiş bir hak. Hatırlarsanız ilk kez Gezi Parkı’nın geleceği için halkoylaması yapılması gündeme getirildiğinde daha açık-net tartışmaya başladığımız bir hak…

Doğa hakkı ise çevreyi insandan ayrı bir alan görmeyen, insanı doğanın parçası gören bir hak. Yani bir yerden yakıp, yıkıp, yağlamalarken, bir yandan ağaç dikmekle tarif edilemeyecek bir hak…

Akyaka yılın 12 ayı yaşamayı hak eden bir yer. 3 aylık deniz,güneş turizmine odaklı yapılaşamayacak kadar özel,güzel..Dünyada onbinlerce insan Cittaslow zincirini takip ederek, doğal ve yavaş kalmış kentleri keşfetmek, yeni tatlar, yeni kültürler tanımak istiyor. Dünyada onbinlerce insan artık beton yığınlarına dönüşmüş, peyzaj yeşilliklerle süslenmiş tatil merkezlerinden kaçıyor, uzaklaşıyor. İnsanlar artık doğanın ta kendisi olmak istiyorlar.

O yüzden Akyaka’nın geleceği ile ilgili seslere, kaygılara kulak vermenin tam zamanı,doğru zamanı…Yarın çok geç olacak.
Bu noktada;

Akyaka Belediye Başkan’ına tüm içtenliğimizle sesleniyoruz: Bu hazine arazisini gerçek sahibi olan halka teslim etmek için gerekli adımları atmanızı istiyoruz.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sesleniyoruz: Çevre Kanununa aykırı bu özelleştirmeye , Özel Çevre Koruma Bölgesi Akyaka’nın betonlaşmasına lütfen izin vermeyin…..


                                                                                              ZEYNEP YILMAZER 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder